Film İncelemeleri 19: A Quiet Place Part II

Yönetmen: John Krasinski

Oyuncular: Emily Blunt, Millicent Simmonds, Cillian Murphy

Filmin Spoilersız Özeti:

Serinin ikinci filminde yeniden ilk filmde hikayesi işlenen aileyi görüyoruz, bu sefer aile eksik bir biçimde sadece sesleri duyabilen canavarlara karşı hayatta kalmaya çalışıyor.

Film pandemi nedeniyle ilk çıkması gereken zamandan epey bir sonra çıktı, peki bu uzun bekleyişten sonra film izleyiciye bekleneni verebildi mi, bazı noktalarda verebildi fakat bazı noktalarda film eksikliklere sahipti. Öncelikle film ilk filmdeki gerilim unsurlarını yine çok usta bir şekilde kullanmaya devam ediyor, sürekli artan temposuyla film izleyiciyi sonlara doğru iyice havaya sokuyor. İkinci filmin en çok göze batan kısmı ise başarıyla altından kalktığı çapraz kurgusu, bir yerden sonra film iki farklı macerayı aynı anda anlatıyor ve bu tercih filmin yapısına gayet iyi bir şekilde oturuyor. Özellikle çocuk oyuncuların performansları ve filmdeki bütün oyuncuların performansları gayet başarılı. Şimdi gelelim filmin eksik olduğu bazı kısımlara; ilk olarak film bir devam filmi olmasına rağmen içinde bulunduğu evren hakkında izleyiciyi çok az bilgilendiriyor sanki bir film değilde daha çok bir dizi bölümü izliyormuş hissi yaratıyor ve bunun üstüne az gösterdiği şeyleri bile pek altını doldurmadan geçiyor, ben bir devam filminden daha çok bilgi almak isterdim fakat film daha çok yeni bir maceraya odaklanıyor. Kısa bir süreye sahip olması da filmin ne kadar az şey anlattığını kanıtlar niteliğinde, pek evreni anlatma derdine kapılmamış film. Ayrıca ilk filmde olmayan yeni bir karakteri tanıtmakta da film pek başarılı olamıyor bana göre, klasik bir biçimde pek farklı bir şey yapmaya çalışmadan film yeni karakteri bize tanıtıyor. Olayların çerçevesinde film böyle bir evrende böyle karakterlerle çok akıllıca bir şekilde gerilimi artırıyor ve sonunda iki anlattığı hikayeyi de iyi bir şekilde bağlayarak yine başarılı sayılabilecek bir iş ortaya çıkarıyor.

Filme Puanım: 6.5/10

Okuduğunuz için teşekkürler.

English Film Reviews 2: The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

Director: Andrew Dominik

Cast: Brad Pitt, Casey Affleck, Sam Rockwell

The Subject of the Film without Spoilers:

Film tells the situation of the legendary outlaw Jesse James’ gang, with Robert Ford who is a big fan of Jesse James and the connection between James and other gang members.

The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford is one of the best representatives of the western genre, which has been about to disappear in the last 20 years. The pace of the movie is very low but movie covers the slow pace with it’s beautiful cinematography and great acting. There is a saying ”Never meet your heroes”, film tells the story of Robert Ford who meets with his hero, Jesse James, when Robert Ford meets with his hero and gets to know him his opinions about Jesse James changes. When he sees the gang members aspect and behaviours his opinions starts to change and after some time Robert Ford doesn’t know that if he is a fan of Jesse or he just wants to be Jesse James but we know what Robert wants to become. Films name declares an information about movie that is very important and by that we know what to expect during movie. At the same time film tells very well how a person who kills someone, who is seen as a hero by the public, will face the reaction of the public.

With extraordinary compositions film creates a wonderful world in the screen it feels like if you stop the movie, there will always be images like a painting. Especially the phenomenal acting of Brad Pitt and Casey Affleck pushes the quality of the movie high and we can’t talk even about how much the supporting cast is good, movie contains one of the best supporting actors group ever. Of course Roger Deakins’ incredible cinematography is one of the highlight’s of the movie, if this cinematography didn’t exist in this movie then i don’t know if the movie would be this good. Film escapes from the casual cliches so well and presents a more unique film. Although film sometimes bores the audience a little, since movies like this can’t exist in the cinemas this film gives a new breath to the western genre and puts the films like this a little forward. The Assassinstion of Jesse James is one of the best western movies ever made and it protects the legacy of westerns very well.

My Point for the Film: 8/10

Thank you for reading my article.

10 Movies That I Anticipate Most in 2021

As our missing to cinema grows in these days, i tried to assemble a list about my anticipation to movies that are going to come out in 2021. I hope you like the article.

10- A Quiet Place Part 2

After the first film’s huge succession, i’m waiting this movie with some worry and excitement. I hope that after the first film’s big succesion they don’t change the rotation of the ship to a different direction. A Quiet Place Part 2 is a film that i’m less hyped.

9- Old

M. Night Shyamalan’s films are always trying different ideas, sometimes they fail sometimes they accomplish. I know that director’s instability kills the people’s hope but despite everything i still have hope for this film.

8- Annette

French director Leos Carax’s new movie Annette hypes me up even though i’m not really a huge fan of musical films. The movie, which is expeced to be released in this summer, stars Adam Driver and Marion Cotillard.

7- Last Night in Soho

We know Edgar Wright mostly with his comedy films this time Edgar Wright made a film with some horror elements, even though i get scared easily in horror films and don’t watch them i’m waiting this movie because of it’s director Edgar Wright. I hope he gains the success that he gained with comedy films.

6- Don’t Look Up

In the past, with his film The Big Short, director Adam McKay showed us what he can do with stacked casts, this is the reason that i’m excited about the film. The film contains: Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Cate Blanchett, Jonah Hill, Himesh Patel, Timothee Chalamet, Kid Cudi, Ariana Grande, Matthew Perry, Tomer Sisley, Ron Perlman, Mark Rylance, Chris Evans.

5- Dune

When i read the novel that movie bases, my expectations went high, i hope that they don’t go away from the novel and don’t be a classic blockbuster film with cliches. The director of the film Denis Villeneuve proved himself with Blade Runner 2049 about what he can do with such big films.

4- The French Dispatch

One of a kind director Wes Anderson’s new film The French Dispatch, doesn’t thrill me with it’s subject it thrills me with director’s unique style of filmmaking.

3- The Green Knight

The Green Knight is focusing on a time where we don’t see much in cinema, it focuses the Arthurian legends and myths. As we see in the trailers the film’s going to have an epic tale narration. Especially the trailers of the film raised my expectations with it’s cinematography and atmosphere.

2- Soggy Bottom

One of my favorite directors in the history of the cinema, Paul Thomas Anderson’s new movie stars Bradley Cooper. Film known as Soggy Bottom it’ name can change by the time pasts. Film is about a highschool student who is also an actor in the 70’s Los Angeles. Soggy Bottom is one of the top films that i anticipate most this year.

1- Killers of the Flower Moon

Even if i don’t think that the film is going to release in this year i couldn’t let a film ,directed by Martin Scorsese and starred by Leonardo DiCaprio and Robert De Niro, go away from this list it would be a shame. When i heard that film is going to have these two actors my expectations went to the moon. Killers of the Flower Moon is based on the novel by David Grann and is about the Osage Murders between the years 1920-1925 especially film focuses on Osage’s founding oil in the place where they live and the murders that are happened in pursuit of.

Alongside these films there are still a few films that i’m excited: Cary Joji Fukunaga’s new James Bond film No Time to Die, David O. Russel’s new film Canterburry Glass and Guillermo del Toro’s new film Nightmare Alley.

Thank you for reading my article.

2021’de En Çok Beklediğim 10 Film

Sinemaya duyduğumuz özlemin gitgide arttığı bugünlerde 2021’in geri kalanında en çok beklediğim 10 filmi derledim, iyi okumalar.

10- A Quiet Place Part 2

İlk filmin olağanüstü başarısından sonra gelen ikinci filmi hem kaygı hem de heyecanla bekliyorum, ilk filmin büyük başarısından sonra umarım filmin rotasını ilk filmden farklı bir yere çekmezler. Bu yıl biraz daha az beklediğim filmlerden biri A Quiet Place Part 2.

9- Old

M. Night Shyamalan’ın içinde bulunduğu çoğu işte meraklanmak için birçok sebep bulunuyor fakat yönetmenin bir filminin çok iyi diğer bir filminin ise çok kötü olması insanların merakını öldürüyor, her şeye rağmen ben hala bu filmden umudumu koruyorum. Aşağıdaki linkten filmin fragmanına ulaşabilirsiniz.

8- Annette

Fransız yönetmen Leos Carax’ın müzikal türündeki yeni filmi pek müzikallerden haz etmesemde beni fragmanıyla heyecanlandırdı. Bu yaz gösterime girmesi beklenen filmin başrollerinde Adam Driver ve Marion Cotillard bulunuyor. Aşağıdaki linkten filmin fragmanına ulaşabilirsiniz.

7- Last Night in Soho

Daha önce daha çok komedi filmleri ile karşımıza çıkan Edgar Wright’ın korku türünde olacak yeni filmi Last Night in Soho pek korku filmleri ile iç içe olmasamda beni oyuncu kadrosu ve yönetmeniyle heyecanlandırıyor. Umuyorum yönetmen komedi filmlerinde yakaladığı başarıyı korku filmlerine de yansıtabilir.

6- Don’t Look Up

Daha önce büyük bir oyuncu kadrosuyla neler yapabileceğini The Big Short’ta gösteren Adam McKay’in yeni filmini beklememin en büyük sebebi bu kadar büyük bir oyuncu kadrosunu nasıl kullanacağı. Filmin oyuncu kadrosundaki isimler şu şekilde: Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Cate Blanchett, Jonah Hill, Himesh Patel, Timothee Chalamet, Kid Cudi, Ariana Grande, Matthew Perry, Tomer Sisley, Ron Perlman, Mark Rylance, Chris Evans.

5- Dune

Ünlü bir romandan uyarlama olacak olan Dune’dan beklentim romanını okuduğumdan beri bir hayli yüksek, umarım romandan pek kopmazlar ve klasik büyük gişe filmlerinin klişelerine kurban gitmezler. Yönetmenlik koltuğunda oturan Denis Villeneuve daha önce Blade Runner 2049’la büyük bir bütçeyle neler yapabileceğini göstermişti.

4- The French Dispatch

Stilistik dünyasıyla nevi şahsına münhasır yönetmen Wes Anderson’ın yeni filmi The French Dispatch, konusuyla değil de daha çok yönetmenin o kendine has dünyasıyla beni heyecanlandırıyor.

3- The Green Knight

The Green Knight, filmlerde pek görmediğimiz bir dönemde Ortaçağ’da krallar ve çeşitli varlıklarla dolu bir dünyada geçiyor, fragmanında görülebileceği üzere film epik bir masal anlatısına sahip olacak. Özellikle fragmanlarındaki atmosfer ve sinematografi filme dair beklentimi iyice artırmama sebep oldu. Filmin şimdiye kadar iki fragmanı yayınlandı, aşağıya iki fragmanını da yerleştirdim.

2- Soggy Bottom

Gelmiş geçmiş en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Paul Thomas Anderson’ın yeni filminin başrolünde Bradley Cooper bulunuyor. Film şu anlık Soggy Bottom adıyla anılıyor fakat zamanla ismi değişebilir. Film 70’lerin Los Angeles’ında geçiyor ve hem bir lise öğrencisi hem de bir oyuncu olan bir karakteri merkezine alıyor. Bu sene en heyecan duyduğum filmlerden biri Soggy Bottom, yönetmeni sayesinde.

1- Killers of the Flower Moon

Bu sene çıkacağını düşünmesem de Martin Scorsese’nin yeni bir filmi çıkacağını bilip bu filmi listeye almamak ayıp olurdu aynı zamanda filmin kadrosunda Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro’nun bulunacağını duyduğumda heyecanım iyice arttı. Film David Grann’in aynı adlı romanından uyarlanacak ve 1920-1925 yılları arasında Osage yerlilerinin yaşadıkları yerde petrol bulunmasının ardından yaşanan cinayetleri konu alacak.

Bu filmlerin yanı sıra Cary Joji Fukunaga’nın yönetmenliğini yaptığı yeni James Bond filmi No Time to Die, David O. Russell’ın yeni filmi Canterburry Glass ve Guillermo del Toro’nun yeni filmi Nightmare Alley beklediğim filmler arasında.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Film İncelemeleri 18: The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

Yönetmen: Andrew Dominik

Oyuncular: Brad Pitt, Casey Affleck, Sam Rockwell

Filmin Spoilersız Özeti:

Film bir zamanların efsane suçlusu Jesse James’in çetesinde bulunan üyelerin ve özellikle Robert Ford’un Jesse James’le ilişkisini ve içinde bulundukları durumu anlatıyor.

Son 20 yılda azalarak neredeyse eriyip bitmek üzere olan western türünün en iyi temsilcilerinden biri The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford. Temposu oldukça düşük, yavaş ilerleyen ama yavaşlığının üzerini sinematografisi ve oyunculuklarıyla örten ve izleyiciyi genel olarak sıkmamayı başarabiliyor film. Bir söz vardır ”never meet your heroes (asla kahramanlarınızla tanışmayın) ” film bir fenomen olan suçlu Jesse James’in çocukluğundan beri büyük bir hayranı olan Robert Ford’un kahramanıyla tanışmasını ve onu zamanla gözleyip aslında nasıl biri olduğunu anlamasıyla gelişiyor. Çetenin içindeki insanların Jesse James’e bakışı ve tavırlarını gördükçe Robert Ford zamanla değişiyor ve bir zamandan sonra ise Robert Ford’un Jesse James’in hayranı mı yoksa Jesse James’in tam olarak kendisi mi olmak istediğini hissedebiliyoruz biz seyirciler. Filmin ismi de izleyiciye film hakkında büyük bir bilgiyi söyleyerek izleyicinin filmden neyi beklemesi gerektiğini açıklıyor. Aynı zamanda halk tarafından kahraman olarak görünen birini öldüren kişinin nasıl bir tepki ile karşılaşacağını çok iyi bir şekilde anlatıyor film.

Olağanüstü kareler ve kompozisyonlar ile çoğu dakikalarda filmi durdurduğumuzda sanki bir tablo gibi duvarımıza asabileceğimiz kareler ortaya çıkıyor. Özellikle Brad Pitt’in ve Casey Affleck’in olağanüstü oyunculukları ile diğer yardımcı oyuncuların performansları filmi en az bir tık öne çıkarıyor. Roger Deakins’in inanılmaz sinematografisi de filmin kesinlikle en göze çarpıcı özelliklerinden birisi şayet bu sinematografi olmasaydı film bu kadar iyi olur muydu pek sanmıyorum. Film klişelerden de gayet iyi bir şekilde sıyrılıyor ve izleyiciye daha sıra dışı bir tecrübe sunuyor. Zaman zaman izleyiciyi biraz sıksa da artık bu tür filmler sinemada büyük bir yer kaplayamadığından, bu tür filmleri biraz daha öne çıkaran ve western türü filmlerin en iyilerinden biri olmayı gayet iyi bir şekilde başaran bir film The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford.

Filmin Puanı: 8/10

Okuduğunuz için teşekkürler.

Film İncelemeleri 17: Synecdoche, New York

Yönetmen: Charlie Kaufman

Oyuncular: Philip Seymour Hoffman, Catherine Keener, Samantha Morton

Filmin Spoilersiz Özeti:

Film ana karakterimiz Caden Cotard’ın bir tarafta hayatındaki insanlarla sıkıntılı ilişkilerini ve bir tarafta ise kendi hayatını adadığı her şeyini verdiği son tiyatro gösterisine verdiği her şeyi, hayatını anlatıyor. Film büyük bir tiyatro salonuna kendi hayatını yansıtmaya çalışan ve yıllarca bunun peşinden koşan bir adamın dramını anlatıyor diyebiliriz.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind(Sil Baştan) ve Being John Malkovich(John Malkovich Olmak) gibi filmlerin yazarı olan Charlie Kaufman’ın ilk kez yönetmenlik koltuğunda oturduğu film Synecdoche, New York(New York Yanılsamaları).

Daha önce yazarlık yaptığı filmler düşünüldüğünde Kaufman hakkında söylenebilecek en kolay ve kapsamlayıcı şey garip kelimesi olabilir fakat bu gariplik ifadesi Christopher Nolan gibi daha matematiksel bir gariplik değil daha bir felsefik, sözel bir gariplik. Yazdığı filmleri eğer bir taraftan bir defter ve bir kalem ile izlersek ve sürekli filmi durdurarak içindeki metaforları ve görsel ve sözel yoldan anlatmaya çalıştıklarını açıklamaya çalışırsak büyük ihtimalle bu yazdıklarımız uzun uzun sayfalara dönüşür ve işin içinden çıkmak oldukça zor bir hal alır bu yüzden filmi daha yüzeysel bir açıdan değerlendirmek istiyorum.

New York Yanılsamaları Caden Cotard isimli bir tiyatro yönetmeninin hikayesini anlatıyor filmin başında karısı ve bir çocuğu bulunan karakterimiz zamanla hastalanmaya, yaşlanmaya başlıyor, karısıyla evliliği de pek yolunda gitmeyen karakterimiz ressam olan karısının Berlin’de yapacağı sergiye de karısının istemiyle gitmeyince yalnız başına hasta bir şekilde kalıyor daha sonra karısının çocuğuyla beraber Berlin’de kaldığını ve geri dönmeyeceğini anlayınca asıl dram ve olaylar silsilesi başlıyor. Karakterimizin hayatına bu olaydan sonra başka kadınlar giriyor ve çıkıyor hepsiyle ilk çok iyi anlaşırken daha sonra onlarla da arası bozuluyor bir süre sonra kazandığı bir ödülle bir paraya sahip olan karakterimiz yeni bir tiyatro oyunu sergilemek istiyor ve bu sergilemek istediği tiyatro oyunu için dev bir salon ayarlıyor.

Sergilemek istediği ise kendi hayatı ve kendi hayatını oynaması için gerekli kişiyi yıllar boyunca bulamıyor kendi acısını, neşesini, sinirini aynı şekilde yansıtabilecek kişiyi yıllar boyunca bulamıyor karakterimiz, bütün karakterleri kolay bir biçimde buluyor fakat uzun yıllar boyunca kendi karakterini oynayacak kişiyi bulamıyor daha sonra ise yıllar boyunca onu gözetleyen bir adam çıkageliyor ve rolü kapıyor, gizliden gizliye karakterimizi yıllar boyunca takip etmiş olan adam rol için gerekli motivasyona sahip olduğunu kolay bir biçimde ana karaktere kanıtlıyor bundan sonra ise işler tam bir karmaşaya dönüyor ve izleyicinin kafası yavaştan yanmaya başlıyor çünkü eğer bizim ana karakterimiz kendi hayatını bir tiyatro gösterisi yapıyorsa kendisini oynaması için tuttuğu adamında bir tiyatro gösterisi yapması gerekiyor ve işler karışıyor. Neyin gerçek neyin olmadığını felsefi sorularla zorlarken film insanlığın bencilliğini ve daha birçok konuyu derinlemesine anlamaya çalışıyor ve film bencilliği çok güzel bir replikle anlatıyor ”Kimse kendi hayatında bir ekstra(figüran, yan rol) değil herkes kendi hikayesinde ana karakter.” film bu repliğiyle aslında karakterin neden bütün rolleri kolaylıkla bulduğunu fakat kendini neden zor bir şekilde bulduğunu açıklıyor diğer herkesi genellikle sadece genel hatlarıyla tanırız sadece kendimizi tam anlamıyla biliriz. Doğruluğu ise film karakterimiz kızını bir ameliyat yatağında uzun zaman sonra ilk kez gördüğünde irdeliyor, kendi kızı çevresindeki annesinin kötü niyetli arkadaşı tarafından büyütüldüğü için babası hakkında aslında babasının onları terk ettiği gibi yalanlarla büyüyor ve babasından hasta yatağındayken bencil bir şekilde özür dilemesini istiyor aslında burada doğru olan belli de olsa kız yalanlarla büyüdüğü için ve bencilliğini kıramadığı için bir özür bekliyor babasından. Kahramanımız çevresi tarafından sürekli bir şekilde yanlış anlaşıldığından iyice yalnızlığa kayıyor daha sonra yaşanan birtakım olaylardan sonra karakterimiz artık iyice yaşlanıyor ve tiyatrosunun içindeki Berlin’de yaşayan eski karısının temizlikçisinin rolüne giriyor ve asıl yönetmenliği başkası devralıyor ve yönetmenliği alan kişi artık temizlikçi rolü yapan karakterimize komutlar veriyor ve karakterimizin yavaş yavaş kendi hikayesinde bir anda bir yan karakter olduğunu görüyoruz o büyük hayatından küçük bir odada yaşayan bir temizlikçiye dönüşen karakterimizin yaşadığı sıkışıklık çok iyi bir şekilde anlatılıyor filmde. İzleyicinin aklında bağlayabileceği bir ton metafor bulunuyor filmde, bazı gariplikler metaforlar üzerinden anlam kazanıyor. Gerçekten neyin gerçek olup olmadığı muallakta kalıyor. Hangi açıdan nasıl bakıldığına bağlı olduğundan film tam olarak anlatılabilecek ve açıklanabilecek bir film değil.

Hikaye aslında çok daha kapsamlı anlatılabilir fakat kapsamlı anlatmak çok uzun süreceğinden kısa bir şekilde filmi anlatmaya çalıştım. Bencillik, gerçeklik, sevgi ve daha birçok konuyu anlamlandırmaya çalışıyor Synecdoche, New York bu yüzden hayatımda izlediğim en karışık ve anlaması güç filmlerden biri diyebilirim. Biraz ağır bir film olduğu için herkese hitap edebilecek bir film değil Synecdoche, New York yani film kesinlikle çerezlik bir film değil insanı yoran filmlerden. İlk işi olmasına rağmen yönetmenlik konusunda iyi bir iş çıkarıyor Charlie Kaufman. Senaryo konusunda ise gelmiş geçmiş en iyi senaryolardan birine sahip denilebilir film için, oyunculuklar içinse söylenebilecek pek bir şey yok Philip Seymour Hofmann filmi taşıyıp götürüyor. Herkes için değişebilecek herkesin farklı anlayabileceği şeylerin olduğu bir film Synecdoche, New York. Bazen seyirciyi rahatsız edebilecek sahneler bulunuyor filmde ama bu sahneler için pek gereksiz denilemez karakterimizin gelişimi için önemli sahneler oluyor bu rahatsız edici sahneler.

Filmin Puanı: 9/10

Okuduğunuz için teşekkürler.

En Sevdiğim 10 David Fincher Filmi

Daha çok gerilim filmleriyle ve filmlerinde yarattığı kendine has atmosferleriyle tanıdığımız David Fincher’ın en sevdiğim 10 filmini derledim, keyifli okumalar.

10- The Girl with the Dragon Tattoo

The Girl with the Dragon Tattoo, David Fincher’ın en iyi filmleri bağlamının dışından düşünürsek aslında fena olmayan bir gerilim filmi olmasına rağmen Fincher’ın filmografisi sıralandığında benim nezdimde o kadar güçlü bir film değil.

9- Panic Room

Fincher bu filmle kendi kendisinin karşısına yeni bir zorluk ile çıkıyor; tek bir evde geçen bir film çekmek, Panic Room yer yer klişelere kurban gitse de kusursuz kamera hareketleri ve karakterimizin önüne çıkan sorunları akıllı bir şekilde çözüşüyle seyirciyi diken üstünde tutmayı başarıyor.

8- The Game

The Girl with the Dragon Tattoo için söylediklerim bu film içinde geçerli fakat The Game Hollywood’da çoğunlukta olan filmlere göre daha sıra dışı bir hikayeye sahip olarak ve bu hikayeyi gerilim unsurları ve bir gizem ile biraz daha süsleyerek önümüze sununca ortaya yine fena olmayan bir iş çıkıyor.

7- The Curious Case of Benjamin Button

Sıra en zor değerlendirdiğim Fincher filmi olan Benjamin Button’da diğer filmlerden daha az stilize bir film Benjamin Button fakat yine de filmin bağlanacağı yeri hissetseniz de oraya kadar gayet sürükleyici bir biçimde Benjamin Button’ın hayatını gözümüzün önüne seriyor film. Listedeki en ”Fincherımsı” olmayan, listedeki en duygusal film olabilir Benjamin Button.

6- Mank

Sıra en son çıkan Fincher filmi olan Mank’te. Mank belli bir karakterle belli bir dönemi çok iyi bir şekilde anlatıyor, filmi sadece bir yazarın bir filmi yazma süreci olarak düşünmek biraz yanlış olur çünkü filmde Yurttaş Kane’in yazım süreci dışında o dönemin Hollywood’u, büyük film yapım şirketlerinin yönetilme şekli gibi konularda oldukça önemli bir yer tutuyor, film yer yer biraz yavaşlayıp seyirciyi sıksa da senaryosu, müzikleri ve yönetmenliğiyle film yine oldukça iyi bir iş başarıyor.

5- Gone Girl

Bu sefer Fincher izleyicinin karşısına ”Femme Fatale(Tehlikeli Kadın)” temalı bir filmle çıkıyor. Evliliği sorunlu giden bir kadının şeytani bir planını anlatan film yine Fincher’ın bütün elementlerini taşıyor; karanlık atmosfer, sorunlu karakterler ve gerilim. Bu filmde de yine izleyicinin aklına kazınan birçok sahne bulunuyor. Fincher’ın diğer filmlerinden biraz daha insanı zorlayan bir film olduğu söylenebilir Gone Girl için.



4- Zodiac

4. sıraya kimi koymam konusunda çok kararsız kaldım fakat kararımı Zodiac tarafında kullandım neredeyse 3 saatlik bir gerilim polisiye filmini izlenebilir kılmak bile bu filmi çok başarılı kılıyor bir de bunun üstüne Fincher elementlerini katınca ortaya gelmiş geçmiş en iyi gerilim filmlerinden biri çıkıyor.

3- Fight Club

Geldik son 3’e listenin üçüncü sırasına kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi film ilan edilen Fight Club var, artık oldukça kült bir film olduğu için film için söylenebilecek pek bir şey kalmıyor bana fakat şunu söyleyebilirim ki film psikolojik bir edebiyat eserinden uyarlandığından mütevellit Fincher’ın en üzerine derin bir şekilde konuşulabilecek filmi olabilir daha insani duygulara odaklandığı ve diğer filmlere göre daha az suç-aksiyon içerdiği için de film Fincher’ın filmografisinin daha farklı filmlerinden biri.

2- Social Network

Aaron Sorkin’in yazmış olduğu gelmiş geçmiş en iyi senaryolardan birine , kusursuz müziklere, kusursuza yakın oyunculuklara sahip olan bir film Social Network, eğer Facebook’un kuruluşunu anlatan bir film çekilecek dense kimse filmin bu kadar iyi olabileceğini düşünemezdi herhalde, gerçekten inanılmaz senaryosu ve müzikleriyle tuttuğu temposuna zaman zaman izleyiciyi koşturarak yetiştiren geçtiğimiz on yılın kuşkusuz en iyi filmlerinden biri Social Network.

1- Se7en

Geldik listenin birinci sırasına, bana göre gelmiş geçmiş en iyi gerilim ve polisiye filmi Se7en’a, belirli bir türün en iyi örneklerinden biri olmasının yanında şok edici, insanı sarsan finali ile insanı bir süre o karanlık atmosferinin içinde tutması, insanı bir süreliğine bir boşlukta yaşarmışcasına etkilemesi ve aynı zamanda efsanevi oyunculuk performanslarıyla benim en sevdiğim David Fincher filmi Se7en oluyor.

Sizin en sevdiğiniz David Fincher filmi ne, yorumlara yazabilirsiniz, okuduğunuz için teşekkürler.

Film İncelemeleri 16: Mank

Yönetmen: David Fincher

Oyuncular: Gary Oldman, Amanda Seyfried, Lily Collins

Filmin Spoilersız Özeti:

Film Citizen Kane’in senaristlerinden biri olan Herman J. Mankiewicz’in filmi yazarken yaşadığı çalkantılı süreci anlatıyor.

Hollywood’u anlatmaya çalışan birçok film çıktı David Lynch’in Mulholland Drive’ından tutun geçen yıl çıkan Once Upon a Time in Hollywood’a kadar hepsi farklı dönemleri anlatan bu filmlerin arasına şimdi de Hollywood’un eski zamanlarını anlatan Mank geldi, anlattığı hikayesinin yanında anlatımı biraz daha geliştirmek için birde siyasi ve daha farklı konulara değinerek sadece bir yazarın bir filmi yazmasını değil aynı zamanda o dönemde Hollywood’da yaşanan bazı olayları da anlatıyor film. Yoğun senaryosu ve yer yer biraz durgunlaşmasıyla film bazıları için izlemesi zor bir hale gelebilir ve biraz içten bir film olduğu için bazı konularda dışarıdan biri olarak zorlanma yaşayabilir izleyici. Citizen Kane gibi bir filmin yazım sürecini, Hollywood’un eski zamanlarını, Hollywood’taki büyük stüdyoların büyümeye başladığı ilk zamanları ve daha fazlasını anlatarak Fincher Hollywood’u birde kendini gözünden gösteriyor bize. Orson Welles’in ve Herman Mankiewiecz’in kendi aralarındaki ilişki çok detaylı bir şekilde işlenmesede Orson Welles hakkında az da olsa bir fikir veriyor film izleyiciye. Bir bakıma film aslında Mankiewicz etrafında Citizen Kane’in kendisini anlatıyor uzak bir şekilde, Citizen Kane’in aslında kimden ilham alınarak yazıldığını gösteriyor bize Mank. Oyunculuklara gelirsek özellikle Gary Oldman yine Oscar’a aday olabilecek bir performans çıkarıyor diğer oyuncularda iyi bir iş çıkarıyor fakat Gary Oldman gerçekten çok iyi bir performans sergiliyor. Müziklere gelirsek benim en sevdiğim film kompozitörlerinden olan Atticus Ross ve Trent Reznor yine anlatıya yakışan iyi bir iş çıkarıyorlar. Filmi izlerken yine bir David Fincher filmi olduğu filmin havasından hissediliyor. Netflix’le ortak çalışmasından ortaya çıkan Mank bir Netflix yapımı havası vermiyor izleyiciye gerçekten bir film olduğunu hissettiriyor izleyiciye Mank, özellikle bu sene nitelikli film kısırlığı bulunduğu için ödüller kapsamında yarışabilecek filmler arasına üst sıralardan giriyor film.

Filmin senaryosunu ise Fincher’ın babası Jack Fincher ölmeden önce yazıyor bundan dolayı Fincher için farklı bir önem arz ediyor olabilir Mank.

Filmin Puanı: 7.5/10

Okuduğunuz için teşekkürler.

Adam McKay’in Yeni Filmi Don’t Look Up Tam Bir Yıldızlar Geçidi Olacak.

Daha önce Vice ve The Big Short gibi büyük yapımlarla izleyicinin karşısına çıkan Adam McKay bu sefer izleyicilerin ağzını açık bıraktıracak kadrosuyla yeni bir film çekiyor, filmin kadrosunda Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Cate Blanchett, Jonah Hill, Himesh Patel, Timothee Chalamet, Kid Cudi, Ariana Grande, Matthew Perry, Tomer Sisley gibi isimler bulunuyor. Film Netflix’te yayınlanmasıyla da Netflix’in giriştiği en büyük yapımlardan biri olacak gibi görünüyor. Filmin temasının ise kara bir komedi olacağı konuşuluyor.

Okuduğunuz için teşekkürler.

English Film Reviews 1: Good Time

Director(s): Benny Safdie, Josh Safdie

Cast: Robert Pattinson, Benny Safdie, Buddy Duress

The Subject of the Film without Spoilers:

Film is about two brothers who tries to make a bank robbery even though they make the robbery successfully one of the brothers gets caught and the other brother Connie tries to save his mentally disabled brother.

With its lights, musics, actors the film does a good job all around the film. Directors are doing a good job of making a movie without any crazy amount of money they are proving that you don’t need money to make a good film. Let’s talk about the actors now Robert Pattinson does an absolute show but on the other hand one of the directors of the film Benny Safdie acts a mentally disabled character so well. If you saw the movie Uncut Gems the directors new film you can see the style of them perfectly with these two films if i see their new movie without their name on it I can specifically say that the movie is from them and that’s a good thing. Film does not bore the people watching the movie because nothing in the movie put in for no reason. Good Time visually and aurally does a great job and makes the audience satisfy very well. Good Time is not an incredible movie but its a quality movie for me.

Also I can give you this trivia is: In the mall chase scene the Safdies hired real cops and they film the scene with real people in the mall even some people in the mall tried to stop the cops from chasing the actors.

My Point for the Film: 7/10

Thank you for reading my article.